Oku, bilgilen, fikir sahibi ol; zihnin ve gönül dünyan zenginleşsin! Dr. Ismail Kaygusuz

Ağladılar Şah Hüseyin'e

Ağladılar Şah Hüseyin'e

Ali ve Fatma’nın nazlı çiçeği
Yolundu gülzardan güller ağladı
Dedesi Muhammed’in gözbebeği
Şah Hüseyin’im diyen diller ağladı


Ölüm döşeğinde çağırıp yanına
Muaviye dedi Yezid oğluna:
“Hasan’ı ben yedim Hüseyin sana”
Duyan işiten kullar ağladı

O Yezid ki Şam’da halife oldu
Medine valisine buyruk saldı
Şah Hüseyin’i biata zorladı
Bu zulmü gören gözler ağladı

Göçedip bir süre Mekke’de kaldı
Ali ailesi kedere daldı
Küfeliler gel diye haber saldı
Ona mektup yazan eller ağladı

Duydu ki Amr ibn ül-As geliyor
Bilenmiş kılıçlar, ölüm geliyor
Şah Hüseyin orayı terkediyor
Arkasından Mekkeliler ağladı

Akrabalar çocuklar ve kadınlar
Yanlarında elli dört savaşçı var
Küfe’ye doğru çekmişler katar
Eğlendiği konaklar yollar ağladı

Küfe yolunun tam ortasındaydı
Müslim’in katlinin haberin aldı
Üzüldü sızlandı, yoldan kalmadı
Ayağı altında çöller ağladı

Hür bin askerle peşinde idi
Dört bin Kerbela’da onu bekledi
Fırat’a ulaşması engellendi
Bağrı yanan kız gelinler ağladı

Dönek Küfeliler utanmadılar
Yezid’in ordusunda yer aldılar
Sözde Ali Şiası müslümandılar
Ali’yi candan sevenler ağladı

Celal Abbas o ne yiğit er idi
Aldı kırbaları suya yürüdü
Kestiler kolların’ yine durmadı
Kırbadan dökülen sular ağladı

Savaşan güçler genelde eşittir
İnsanlık tarihi hiç görmemiştir
Beş bin zalim yetmiş mazlum ne iştir
Tarihteki tüm dengeler ağladı

İmam Al’ Asgar’ı havada tuttu
Ona İbn-i Sad’dan su talep etti
Zalim su yerine bir ok göndertti
Masumun boğaz’na, yaylar ağladı

Eli silah tutanlar şehit oldu
Hüseyin tek, asker içine daldı
Mübarek bedeni çok yara aldı
Düştü toprağa yerler ağladı

Şimr lâin geldi oturdu göğsüne
Kesti kafasını aldı eline
Onlar nasıl İslamız der kendine
Peygamberini sevenler ağladı

Derviş Baba lanet ehl-i Yezit’e
Bizim tevellâmız ol Ehl-i Beyt’e
Tam yetmiş üç şehit, o susuz çölde
Aşura gününde tarih ağladı.

İsmail Kaygusuz