Alevi Ozanı ve Bilgesi Kaygusuz Abdal Sultan - Sayfa 3

  • PDF
İçerik Sayfaları
Alevi Ozanı ve Bilgesi Kaygusuz Abdal Sultan
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
Tüm Sayfalar
10. Kaygusuz Abdal’ın Vahdet-i Mevcud ve Vahdet-i Vücud İnancını Belirleyen Şiir Örnekleri ve Bazı Karşılaştırmalar

Kitab-ı Miglate’den dörtlükler:

Benem mevcud olan cümle vücudda
Benem maksud heman Kabe’de putda

Benem neheng benem derya ü umman (neheng: timsah)
Benem kıymetlü kan Bahr-i muhide
*
Alem külli vücuddur can ben oldum
Vücudda can ile canan ben oldum
Suretimi göründir ki ademdür
Ma’nide sıfat-ı rahman ben oldum (ma’nide: mana aleminde)
*
Zahir batın kamu alem ben oldum
Nekim var puhte ü ham ben oldum
Her nekim var ayan gizli cihanda
Gör ahi cümleye derhem ben oldum
*
Benem ol gevher-i vahded ki derler
Benem cümle sıfat ü zat ki dirler
Benem Mansur benem dem-i enelhak
Benem Ayyar benem Bagdad ki dirler
*
Alem külli vücudumdur vücudum
Özüm özüme kılurum sücudum (=Kendi özüme secde ederim)
Özüm özüme söylerem sözümi
Özüm şeyhüm özümdür hem müridüm

Budalanâme’den:

Kamu şeyde menem ayn-ı hakikat
Sıfat-ı zat-ı mutlak bahr-i hikmet

Derya-ı umman menem gevher-i kan bendedür (kan:maden)
Aç gözini anlayu bak hem iki cihan bendedür

Cism ü suret menem delil ü bürhan menem
Sud menem ziyan menem işde dükkan bendedür (sud: kazanç)

Maksad-ı insan menem gerdiş-i devran menem
Mekteb-i irfan menem işde nişan bendedür

Bagdad-ı ayyar menem cümleye serdar menem (ayyar:hırsız,dolandırıcı)
Bürhan-ı esrar menem sırr-ı nihan bendedür

Zahid ü Tersa menem Mescid-i Aksa menem (zahid: aşırı dindar, tersa:hristiyan)
Mürde-i İsa menem yahşi yaman bendedür (mürde: ölü)

Muhit-i Zevrak menem Hak menemdür Hak menem (muhit - i zevrak: kayıkhane)
Tamu vu uçmak menem cümle mekan bendedür (tamu - uçmak: cehennem-cennet)

Evvel ü ahir menem gani ve fakir menem
Zakir ü mezkur menem küf ü iman bendedür

Cümleye ma’bud menem Kabe menem put menem
Ademe maksud menem işte fulan bendedür

Zerre ve güneş menem gizlü menem faş menem
Her ne ki var uş menem can u canan bendedür

Kaygusuz Abdal menem cümledeki can menem
Evvel ü ahir menem genc-i nihan bendedür (genc-i nihan: gizli hazine)

Yunus Emre’den (ölm. 1320):

Ol kaadir-i kün feyekün lütfedici Rahman benim
(Ol deyip herşeyi yaratan bağışlayıcı benim)
Kesmeden rızkını veren cümlelere sultan benim

Lütfedip adem yaratan yumurtadan kuş üreten
Kudret dilini söyleyen zikreyleyen Subhan benim

Kimin zahid eyleyen kimin fasık eyleyen
Ayıplarını örtücü ol delil-i burhan benim

Bir kuluna atlar verip avret ü mal çiftler verip
Hem birinin bir pulu yok ol Rahim ü Rahman benim

Benim ebed benim bakaa ol kaadiri hay mutlaka (hay: canlı, diri, sağ)
Hızır ola yarın sakka onu kılan gufran benim

Dört türlü nesneden hasıl bilin benim işte delil
Od ile su toprag u yel bünyad kılan Yezdan benim

Ete deri sünük çatan ten perdelerini tutan
Kudret işi çoktur benim hem zahir ü ayan benim

Hem batınım hem zahirim hem evvelim hem ahirim
Hem ben oyum hem ol benim hem ol kerim ü han benim
.....
Kabe vü büt iman benim çerh uruban dönen benim (büt: put)
Bulutca havaya ağıp rahmet olup yağan benim
.....
Et ü deri sünük çatan hükmeyleyip diri tutan
Kudret beşiğinde yatan hikmet sütün emen benim

Bu yeri göğü yaratan bu arşı kürsü durduran
Binbir adı vardır Yunus ol sahibi Kur’an benim
....
Yunus değil bunu diyen kendiliğidir söyleyen
Mutlak kafir inanmayan evvel ahir heman benim

Seyyid İmadeddin Nesimi’den (ölm. 1404):

Çeşme-i hayvan benim bendedir ab-ı hayat (çeşme-i hayvan: canlılar kaynağı)
Dur neçe bir yatasın fizulumat’il memat (fizulumat’il memat=ölüm karanlığında)

Cennet ü huri benim Kevser ü Tuba benim
Nar vu nuru benim hem susuzum hem Fırat

Kıble-i iman benim suret-i Rahman benim
Levh ile Kur’an benim Mısr ile kand u nebat

Genc-i nihan uş benim kevn ü mekan uş benim
(Gizli hazine benim işte, varlık ve yer de benim)
Cism ile can uş benim vacib ile mümkinat

Bag ile bostan benim taze gülistan benim (gülistan: gül bahçesi)
Kafire tufan benim münine Nuh u necat (necat: kurtuluş)
....
Bay ile yoksul benim yolcu ile yol benim
Kim ki bu mensubeyi oynamadı oldu mat

Mülk ile ile malik benim muhyi vü halik benim
(muhyi vü halik: canlandırıcı ve yaratıcı)
Mürşid ü salik benim abid-i aşnam ü Lat
(Mürşid ve talib-mürit, dosta ve Lat’a (Kabedeki put) tapan benim)

Haşr ile mahşer benim sahib-ül kevser benim
Hem gezerim derbeder ki ehl-i zekatım zekat
....
Şem ile pervaneyim bahr ile dür daneyim
Mescid ü meyhaneyim mabed ile Sumenat (Sumenat: Hindu tapınağı)

Çarh-ı muallak benim fa’ili mutlak benim
Hak ileyim Hak benim ayet ile beyyinat (beyyinat: açıklık, ispatlanabilir)

Hem yetiren hem yeten hem bitiren hem biten
Cümle benim cümle ben dehr ile hem kainat (dehr: zaman)

Kendi vücudunda çün buldu Nesimi seni
Bildi yakın kendidir mazhar-ı envar-ı Zat (=Tanrı nurlarının açınımı, mazharı)

Şeyh Bedreddin’den (ölm. 1420):

“İnsan Mutlak varlığın (Tanrı’nın) sadık ve parlak bir aynasıdır. İnsandan başka canlı ve cansız hiçbir mahluk böyle bir nailiyet (erişim) görmemiştir... Öyleyse ‘Ben Hakkım, ben bu gerçeğin kendisiyim (ene’l Hak)’ denilebilir mi? Bir ağacın ‘inni enellahü ’, yani ‘ben Allahım’ demesi ve bir insanın bu sözü söylemesinde şaşılacak bir şey bulunmadığının kanıtıdır. Mademki bütün alem Hakkın suretinden ibarettir. O halde her kim ve her hangi şey ‘ben O' yum’ dese, yalan söylemiş olmaz. Çünkü buradaki ‘ben’ sözcüğü alemin bir parçası olan söylemek mazharını taşıyan şahsa değil, alem suretinin gerçek sahibi bulunan Hakk’a işarettir...”

11. Kaygusuz Abdal’ın Değişik Konular İşlediği Başka Şiirlerinden Örnekler

11.1 Kaygusuz Abdal Tanrı'nın Anasını Babasını Soruyor

Kaygusuz Abdal'da Tanrı'yı sorgulama, aşağılama, sövgü, hakaret tehdit ne ararsanız bulursunuz. Yücelttiğini sandığınız an, yerin dibine batırmıştır. Ali ile kıyaslar, okuma yazmada ondan geri kaldığını söyler. Kıldan köprüden önce kendisinin geçmesini ister. Cennet neyise; bahçedir, muhabbet yeridir ama cehennemi karşısına dikmeyi akılsızca bulur. Hele namaz kılmayanı ateşe atan, ancak onun gibi anasız babasız bir piç olabilir. Tanrı'nın heryerde ve herkeste zuhur ettiğini ve tüm sırlarını bildiğini söyler. Bu sırları açıklayıp, onu dile düşürmekle tehdit eder. Dinlerdeki bu tür inançlarla alay ederken, inananları da eleştirmektedir. Tanrı'ya onca başkaldırı ve amansız saldırısına rağmen, sonunu kurnazca bağlıyor, kendini güvenceye almak için. Yaradana inancını ortaya koyup, onunla dost olmak istediğini vurguluyor. Böylelikle tanrıyla şakalaştığı ve ona naz yaptığına inandırıyor okuyanları:

Yücelerden yüce gördüm
Erbabsın sen yüce Tanrı
Bu allahlığı sen nereden
Satın aldın kaça Tanrı

Ali ile bir olmuşsun
Bir mektepte okumuşsun
Ali olmuş hafız kelam
Sen okursun hece Tanrı

Kıldan köprü yaratmışsın
Gelip geçsin kullar deyu
Hele biz beri duralım
Yiğit isen geç a Tanrı

Yaratmışsın bağ ü cennet
Kulların etsinler sohbet
Cehennemi niçin yarattın
Be akılsız koca Tanrı

Unuttun diye namazı
Bizi ateşe atarsın
Kul yanması abes değil
Gel bas kızgın saca Tanrı

Senin kulların anılır
Atası anası ile
Senin anan baban yoktur
Benzersin bir pice Tanrı

Seni her yerde görürüm
İçini dışını bilirim
Sırrın halka faş edersem
Halin olur nice Tanrı

Kaygusuz'em der buradan
Cümle mahluku yaradan
Kaldır perdeyi aradan
Gezelim bilece Tanrı

Kaygusuz Abdal bir başka şiirinde Tanrı'nın, neden insanı çamurdan yaratıp da işleri karıştırdığını sorguluyor. Balçıktan yoğurup yaptığı(!) insanlara günah yükleyip, hem de bakkalmış gibi onları tartması, ağır gelenleri katran kazanlarına atması, kıldan köprüden geçirmesini anlamsız buluyor. Bütün bunları neden yaptığını sorarken, bu saçmalıklarla insanların kafalarının bulandırılması, aşağılanması ve korkutulmasını dile getirerek, toplumsal eleştiriye dönüştürüyor. Gerektiğinde en yapılamaz denileni, uçmayı başararak korkuların aşılabileceğini gösteriyor Tanrı'ya meydan okuyarak:

Adem'i balçıktan yoğurdun yaptın
Yapıp da neylersin bundan sana ne
Yarattın insanı saldın cihana
Salıp da neylersin bundan sana ne

Bakkal mısın teraziyi neylersin
İşin gücün yoktur gönül eğlersin
Kulun günahını tartıp neylersin
Geçiver suçundan bundan sana ne

Katran kazanını döküver gitsin
Mümin olan kullar didara yetsin
Yılana emreyle tamuyu yutsun
Söndür şu ateşi bundan sana ne

Sefil düştüm bu alemde naçarım
Kıldan köprü yaratmışsın geçerim
şol köprüden geçemezsem uçarım
Geçir kullarını bundan sana ne

Kaygusuz'um aydur cennet yarattın
Nice kullarını ceh'neme attın
Nicesin ateş-i aşk ile yaktın
Yakıp da neylersin bundan sana ne

Bu şiirden tasavvufun naz makamını belirleyecek inanca ilişkin tek dize, “Mümin olan kullar didara yetsin” olabilir. İnanan, korkuyla değil sevgiyle sana ulaşır, didarını (yüzünü) görür, anlamındadır.[42]

11.2 Kaygusuz “Pişmeyen Kaz” Gerçeküstü Simgesiyle Yaşamın Güçlüklerini, Toplumsal ve Bireysel Sorunların Çözülmezliğini Anlatıyor

Bir kaz aldım karıdan
Boynu uzun borudan
Kırk abdal kanı kurutan
Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz

Sekizimiz odun çeker
Dokuzumuz ateş yakar
Kaz kaldırmış başın bakar
Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz

Kaza verdik birkaç akça
Eti kemiğinden pekçe
Ne kazan kaldı ne kepçe
Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz

Kaz değilmiş be bu azmış
Kırk yıl Kafdağında gezmiş
Kanadın kuyruğun düzmüş
Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz

Kazı koyduk bir ocağa
Uçtu gitti bir bucağa
Bu ne haldir hacı ağa
Kırk gün oldu kaynatırız kaynamaz

Kazımın kanadı selki
Dişi koyun emmiş tilki
Nuh nebiden kalmış belki
Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz

Kazımın kanadı sarı
Kemiği etinden iri
Sağlık ile satma karı
Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz

Kazımın kanadı ala
Var yürü git güle güle
Başımıza kalma bela
Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz

Suyuna biz saldık bulgur
Bulgur Allah deyü kalgır
Be yarenler bu ne haldir
Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz

Kaygusuz Abdal nidelim
Ahd ile vefa güdelim
Kaldırıp postu gidelim
Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz

Kaygusuz Abdal, şiirin sonunda kendini ele veriyor: Bunu verdiği söze (ahd) sadık kalarak (vefa) postunu (sırtına atıp) kaldırıp gitmesinden anlıyoruz. Görünüşte kendi üzerine aldığı bir hizmeti yerine getiremeyişi, çeşitli nedenlerden dolayı işini pişirip kotaramadığını anlatıyor Kaygusuz. Bir türlü pişmek bilmeyen kaz simgesiyle gerçeğin ötesindeki doğruyu (sürrealistik gerçekliği), yani döneminin inançsal ve toplumsal yaşamı içinde yaşanan zorlu koşulları ve olayları, sorunların çözülmezliğini gösteriyor; onları alaya alarak, gülmeceye çevirerek irdeliyor. Bu tür şiirlerinde Kaygusuz olmazları, zıtları, benzemezleri ve birbirine aykırı özne ve nesneleri öylesine eylemlerde buluşturuyor ki, asla karşı çıkamıyor ve gülerken düşünüyorsunuz.

Toplumsal eleştirilerini, amansız yergilerini simgelerle örgülemiş ve gerçeküstü ögelere dönüştürmüştür Kaygusuz Abdal. Gerçekleri tüm çizgisel ayrıntılarıyla (realistik) değil, o çizgilerden geometrik paraboller, biçimlenmeler oluşturarak gösteriyor. Özümsediği gerçekliği, kaba çizgisel doğrularından uzaklaştırıp kendisine yabancılaştırılmış havası veriyor, ama bu şiirlerindeki simgelere yüklediği yoğun anlamlar içinde, okuyan dinleyen her birey ve topluluk kendi gerçeklerini görüyor ya da düşlerini, özlemlerini yaşıyor. Kaygusuz’un bu şiirlerde kullandığı dil, kırda bayırda dolaşan gün bulup gün yiyen gezgin Torlakların, Kalenderlerin; yaylaktan yaylağa göçen, mezralar, köyler ve küçük kasabalarda en kötü sosyo-ekonomik koşullar içinde yaşayan Alevi Türkmen halkların Türkçesi; yani ağır vergilerin, zorla alınan borçların altında ezilen alt toplumsal tabakaların dili.

“Boru boyunlu kazlar, tarlalara üşüşen kelebek sürüleri, işlenmeyen ve bataklığa dönüşerek sivrisineklere yuva olmuş tarlalar, develer, eşekler, balıklar, leylekler, kavaklar, dağlar, ovalar” onların koyun koyuna yaşadıkları doğa ve can yoldaşları.

Bu nedenle Kaygusuz Abdal’ın bu sürrealist şiirlerini çok rahat anlıyorlardı. Zaten halk, kendi aralarında bu sözcüklerin ve söz kümelerinin her birine onlarca mecazi anlamlar yükleyerek -simgeler aracılığıyla- konuştukları dili yönetici sınıfa karşı koruma aracı yapmışlardır. Devleti, padişahı, memurları ve beyleri simgeler kullanarak, mecazlar üreterek eleştirmişlerdir. Toplumsal korunma içgüdüsünün, ya da toplum bilincinin yarattığı masallarda, destanlarda türkülerde hâlâ yaşamaktadır. Örneğin, “Manda yuva yapmış söğüt dalına / Yavrusunu sinek kapmış gördün mü? Amanın tiridine bandım... Sabahtan erkenden çifte giderken / Öküzüm torbadan düştü gördün mü? / Amanın tiridine bandım...”

gibi türküler çığırıp ve “Aslı yok yaylasında onbin koyundan” haber veren uzun havalı kaşık oyunuyla hem eğlenir-eğlendirir, hem de toplumsal eleştirilerini yaparlar.

Kaygusuz Abdal da aynı kaygıyla, yergilerini, toplumsal eleştiri ve gerçekleri, halkın diliyle halka bu yöntemle götürmüştür. Bu şiirler aynı zamanda, genele açık pazar yerlerinde, hanlarda kervansaraylarda, çarşılarda ve panayırlarda sazla okunup gülünecek, eğlenilecek ve zevk alınacak destanlardır.

Olmazlar destanı ile gerçeği anlatmak!

Allahımın dağında üç bin balık kışlamış
Susuzluktan bunalmış kanlı ister göçmeğe

Leylek koduk (sıpa) doğurmuş ovada zurna çalar
Balık kavağa çıkmış söğüt dalın biçmeğe

Kelebek buğday ekmiş Manisa ovasına
Sivrisinek derilmiş ırgad olup biçmeğe

Bir sinek bir devenin çekmiş budun koparmış
Salunuben seğirdir bir yar ister kaçmağa

Bir aksacık karınca kırk batman tuz yüklenmiş
Gah yorgalar gah seker şehre gider satmağa

Donuz düğün eylemiş ayuya kızın vermiş
Maymun sındı getirmiş kaftan gömlek biçmeğe

Deve hamama girmiş dana dellaklık eder
Su sığırı natır olmuş növbet ister çıkmağa

Kaygusuz’un sözleri Hindistan’ın kozları
Bunca yalan söyledin girer misin uçmağa

Kendi kendisine sözde övgü

Dinle imdi şu ben beni ögeyin
Usta Kerem elüm vardur her işde
Şöyle kesad düşmiş iken...
Ya alkışda bulınasız ya kargışda

Durup bir şehre ugruluga vardum
Bir ok ile bin bir varyimez urdum
Çarşu çarşu dükkan komadum yardum
Bin tay ipek çıkardum bir kirişde

Evvel vardum usta yanunda okıdum
Ustam beni dögdi ben kakıdum
Çulla hem bin bir çile bez dokıdum
Hisabı var argaç ile arışda

Terziyüm parmaga yüksük takarum
Yanum sıra yitmiş şakird nökerüm
Bir dürtişde bin bir kafdan dikerüm
Aslı vardur ignesini sürişde

Bir sıçrayışda doksan tepe aşdum
Bir avuçda yüz mut darı saçdum
Marsuvanla at katır komadum geçdüm
Hiç önüme kimse gelmez yarışda

Dahı yeltenürem illa geçmedüm
Çok günah işledüm illa açmadum
Anında muzlimesinden kaçmadum
Üç yüz altmış kelek kuçdum oruçda

Kaygusuz dir günahlarun çok senün
Günahını bağışlasın Hak senün
Hiç bu sözde bir kusurun yok senün
Oranlayıp top top idüp sürişde

11.3 Kaygusuz Abdal “aşka düşmüş sakalını bıyığını kırkarken” , “dizini dikip oturan” Eksik ve Bilgisiz Kadınların Okutulup Eğitilmesini İşaret Ediyor

Ben bu aşka düşeli
Bu sakalı kırkarım
Dost ile bilişeli
Bu sakalı kırkarım

Ben kırkarım o biter
Çimende bülbül öter
Usta berber der yeter
Bu sakalı kırkarım

Aşka olup mülazım
Bilindi cümle razım
Gayrı sakal ne lazım
Bu sakalı kırkarım

Ben çaları tanbura
Giyinirim tennure
Hak çerağın uyara
Bu sakalı kırkarım

Var mı bunda bir hatam
Gayrı gönülden atam
Çok mu gelir bir tutam
Bu sakalı kırkarım

Bem gezerim yazıda
Kuvvetim var bazuda
Ne işim var kadıda
Bu sakalı kırkarım

Kaba sakal istemem
Hep kesilse gam yemem
Hiç kısa uzun demem
Bu sakalı kırkarım

Sakalımla başımı
Bıyığımı kaşımı
Hak onara işimi
Bu sakalı kırkarım

Kaygusuz Abdal menem
Fartı furtu bilmenem
Bir tüyünü koymanam
Bu sakalı kırkarım
***
Hey erenler hey gaziler
Avrad bizi döğeyazdı
Çekdi sakalım kopardı
Bıyığımı yolayazdı

Baltanın sapını kaptı
Kağnının küpünü söktü
Silkindi üstüme çıktı
Kemiklerim kırayazdı

Avrad sormadı suçumu
Çekdi kopardı saçımı
Kırdı eğemin ucunu
Yine bizi döğeyazdı

Avrad oldu bize vezir
Bizi etdi köye kizir
Gahi tuz ister gah bezir
İnek gibi gibi sağayazdı

Kaygusuz’um der ki ni’dem
Başım alam nere gidem
Ben bu avradı ne idem
Bizi köyden koğayazdı
***
Eksik avradın kötüsü dizini dikip oturur
İşinin kolayın bilmez yüzünü yıkıp oturur

Boğaza takmış akigi aşına bulmaz kekigi
Yeni donunun sökügü dizine takıp oturur

Ayağında meşin fesi kolunda gümüşün hası
Soyunmaya elbisesi taşraya bakıp oturur

Yata yata karnı şişer eşiğin başaına işer
Bitler kanatlanmış uçar sirkeye bakıp oturur

Eline yakmış kınayı ocağa vurmuş tavayı
Suya batırmış kovayı akara bakıp oturur

Çocuklar oynar aşığı köpekler yur bulaşığı
Karga da kapmuş kaşığı havaya bakıp oturur

Başa bağlamış emiri rençberler sever demiri
Danalar yemiş hamuru tekneye bakıp oturur

Kaygusuz aydur atılmaz pazara çeksen satılmaz
Soyunup koyna yatılmaz bir manda çöküp oturur

Kaygusuz son iki şiirde öyle simgelere filan başvurmuyor; birlikte yaşadığı, çok yakından tanıdığı iki kadın kişiliğinde topladığı kötü ve yakışıksız davranışları ayrıntılıyor. Ancak kadın tiplerinden böylesine yakınmasını kimseyi, Kaygusuz’un kadınları sevmediği, onları aşağıladığı varsayımına götürmesin. Kaygusuz’un kadınsız günü yoktur; “zangadek (ansızın) âşık olan” ve Torlak kılığına bakmadan, “her seher vakti karşısına” çıkıp bir dilberin “lebinden buse” isteyen bir ozandır o. Urum’da, Şiraz’da, Çin ve Hitay’da gönül eğlendirdiği “yari” vardır, Şiraz’dakiyle birlikteyken, Urum’dakini düşünür. Edirne’de, Filibe’de, Yanbolu’da, “Manastır’da başı açık” kadınlarla ilgilendiği ve seviştiğini açık açık anlatır şiirlerinde.
İlk bakışta, huysuz bir kadınla yaşanan mutsuz bir aile ortamını anlatan üçüncü şiirde, dönemin günlük yaşamını da görmekteyiz. Ailede bu türden olumsuz özelliklere sahip bir kadının bulunmasının, nasıl mutsuzluklar ve sorunlar yaratacağı ortadadır. Bu bağlamda şiirin içinde kadının okutulup eğitilmesi, kurtulması gerektiği sürrealist gerçeklik yatıyor. Bir önceki şiirden rahatça anlaşıldığına göre, Kaygusuz Abdal mutsuz bir evlilik geçirdiği için, yaşadığı gerçekliği topluma malederek kendisi gibi olanların da sözcülüğünü yapmaktadır.

12. Kaygusuz Abdal’ın Yapıtları Üzerine Birkaç Söz ve Sonuç Kaygusuz Abdal’ın çok sayıda olan yapıtlarını anlatım yönünden üçe ayırmak gerekiyor:

1) Şiirsel yapıtları,
2) Düzyazı yapıtlar,
3) Düzyazı-şiir karışımı yapıtlar.

Abdurrahman Güzel bu yapıtları (Doçentlik yıllarında), farklı nüshaları dahil, tek tek görmüş ve incelemiş; karşılaştırmalar yaparak kendi anlayışına uygun olanları öne çıkartıp dökümünü yapmış ve yapıtların çok kısa özetlerini vermiş bulunmaktadır.[43] Bu sayfalardan özetlersek: Kaygusuz’un şiirsel yapıtlarından Divan’ında bulunan iki yüz şiirin büyük çoğunluğu gazeldir. Hece vezniyle yazdığı otuza yakını ise Güzel’in şathiye olarak adlandırdığı, başlarda açıklamalı örneklerini verdiğimiz gerçeküstücü toplumsal yergi şiirleridir. Gülistan, batıni tasavvuf inanca göre dünyanın ve Adem’in yaratılışı ve peygamberler tarihinin şiirsel öyküsüdür. Baba Kaygusuz üç lirik Mesnevi’sinde tasavvufi konulardaki coşku ve heyecanını dışa vurur.
Aşağıya aldığımız 71 beyitlik bir mesnevi olan Gevhernâme onun vahdet-i vücud (varlık birliği) anlayışını gevher simgesiyle dile getirir. Minbernâme şiirinde ise kendi özünü (nefsini) bilmenin Tanrıyı bilmekle eşdeğer olduğunu açıklığa kavuşturur.

Kaygusuz Abdal, şiirlerinden ancak yüzde yirmisini hece vezniyle yazmış. 500’e yakın gazeli ve 8000 beyit dolaylarındaki mesnevilerinde ise aruz vezni kullanmıştır.

Abdurrahman Güzel, Kaygusuz’un “Budalanâme, Kitab-ı Miglate, Vücudnâme ve Risale-i Kaygusuz Abdal” adını taşıyan dört düzyazı eserini, uzun özetleriyle birlikte eleştiri ve yorumlarıyla tam metinlerini yayınlamıştır Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları arasında çıkan kitabında. Zaten 1981 yılında Kültür Bakanlığı’nın yayınlamış olduğu olduğu “Kaygusuz Abdal” kitabında, şiir-düzyazı karışımı Saraynâme ve Dilgüşa’la birlikte Kaygusuz’un tüm yapıtlarının özetlerini vermiş; edebiyat ve tasavvuf inancı yönünden inceleme ve değerlendirmelerini yapmış bulunuyordu.

Ancak, yukarıda karşılaştırmalı örneklerde çok kısa bazı paragraflarını verdiğimiz bu metinler Abdurrahman Güzel’in düşünce ve yorumlarıyla öylesine birbirine karışmıştır ki, onların özgünlüğü güven uyandırmamaktadır. Araştırmacı ve bilim adamlarının tarih ve topluma karşı büyük sorumluluğu vardır, bunu asla unutmamalıdır. Bu tür bilimsel çalışmalarda özgün metin (ilk yazıldığı dil ve yazı), çeviriyazı (transcription) ve çeviri-açıklama-yorum birbirinden bağımsız olarak verilir aynı kitap da olsa. Yapıtın tümelliğini sayfalar ve paragraflara yollamalar-dipnotlar sağlar. Bu kurallara uymadığınız takdirde, sizden farklı düşünen başka araştırmacılara inceleme olanağı vermemiş ve o yapıtı tekelinize almış olursunuz. Bu asla bilimsel tavır değildir ve bilimin onurunu çiğnemektir. Abdurrahman Güzel, Kaygusuz’un yapıtlarına Sünni görüş açısından ve 12 Eylül anlayışının devlet felsefesi ve kendisinin de mimarlarından olduğu Türk-İslam sentezi doğrultusunda değerlendirmiş. Bilim adamı tarafsızlığını göstermemiş ve kendi düşünce yapısına uygun davranmıştır.

Güzel’in tamamıyla karşı olduğumuz olumsuz değerlendirmelerine rağmen kitaplarını, Kaygusuz Abdal üzerine şimdiye kadar yapılmış araştırmalar arasında en ciddiye alınacak çalışma olarak görüyoruz. Gerçekten de Kaygusuz Abdal Sultan’ın bilinen ve bilinmeyen tüm yapıtlarını, elyazmaları halinde kitaplıkların küflü arşiv raflarından gün ışığına çıkarmış ve biraraya getirerek incelemiş olması büyük önem taşımaktadır. Bu nedenledir ki, bu çalışmamızı Abdurrahman Güzel’in kitapları üzerinden yaparak, Kaygusuz Abdal’ın kimliği, yaşamı, inanç felsefesi hakkındaki düşünce ve görüşlerimizi özetlemeye çalıştık.

Son söz olarak şunu söylemek istiyoruz: Kaygusuz Abdal Sultan’ın bütün bu şiirsel, düzyazı ve karışık yapıtlarının özgün metinleri, doğru ve düzgün çeviriyazıları (transkripsiyonu), uzmanları tarafından tüm tarihçi, araştırmacı yazar ve bilim adamlarının incelemesine sunulmadıkça, bu büyük Alevi düşünür ve ozanını gerçek anlamda tanımak ve değerlendirmek olası değildir.


Araştırma-İnceleme

Malakat_sehsafi
Kitapları

Anı-Öyküler

Sarabi-oykuler
Kitapları

Tiyatro Oyunları

Silvanli-Kadinlar
Kitapları

Roman

masuki-önkapak
Kitapları

Çeviri

Karam-Khella
Kitapları